Öğretim Üyelerimiz Çeşitli Boyutlarıyla 15 Temmuz Panelinde Konuştu

İktisadi ve İdari Bilimler Fakültemizin (DPÜ İİBF) Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyeleri Kütahya Valiliği himayelerinde Üniversitemiz ve Kütahya Sağlık Bilimleri Üniversitesi iş birliğiyle düzenlenen Çeşitli Boyutlarıyla 15 Temmuz panelinde konuştular.

DPÜ İİBF öğretim üyelerimizin konuşmacı olduğu Çeşitli Boyutlarıyla 15 Temmuz başlıklı panel düzenlendi.

Kütahya Valiliğinin himayelerinde Üniversitemiz ve Kütahya Sağlık Bilimleri Üniversitesi iş birliğiyle çevrim içi olarak düzenlenen etkinliğe, Kütahya Valisi Ali Çelik, Kütahya Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Vural Kavuncu, panel konuşmacıları Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyelerimiz Prof. Dr. Hüsamettin İnaç, Doç. Dr. Cantürk Caner, Dr. Öğr. Üyesi Hakan Arıdemir ve Dr. Öğr. Üyesi Barış Adıbelli ile akademik ve idari personellerimiz ve davetliler katıldı.

 

VALİ ÇELİK: O GECE DEVLETİMİZ VE MİLLETİMİZ BİR OLDU

Etkinliğin açılış konuşmasını yapan Kütahya Valisi Ali Çelik, sözlerine 15 Temmuz 2016’daki hain darbe girişiminin üstünden beş yıl geçtiğini hatırlatarak ve demokrasi ve vatan için can veren tüm şehitlerimizi anarak başladı ve şunları söyledi:

O gece halkımızın kararlı duruşu ve Cumhurbaşkanımızın liderliği ile darbecileri bertaraf etmeyi başardık. Devletimizle milletimiz bir bütün oldu. Bizim millî birlik ve beraberlik duygularımızı canlı tutmak dışında şansımız yok. Ülkemizin çevresindeki çatışma alanlarına karşı ancak bu şekilde ayakta durabiliriz. Hepimizin vatanımıza karşı sorumluluğumuzu en üst seviyede yerine getirmemiz gerekiyor.

PROF. DR. İNAÇ: ULUSLARARASI NİTELİKTE BİR ÖRGÜTLE KARŞI KARŞIYAYIZ

Panelin moderatörü DPÜ İİBF Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Eray Acar, Vali Çelik'e teşekkür ettikten sonra ilk sözü Prof. Dr. Hüsamettin İnaç’a verdi. Konuşmasına FETÖ ile yeni dünya düzeni arasında kurulan ilişki üzerinden başlayıp söz konusu terör örgütünün bugünkü uluslararası ilişkilerinden bahseden Prof. Dr. İnaç, konuşmasının son bölümünde şu ifadeleri kullandı:

Gülen’in ABD’de tutulmaya ve desteklenmeye devam edilmesi, AB’nin Türkiye’nin yaşadığı travmayı hiç dikkate almadan sadece OHAL ve idam cezasına odaklanması, NATO’nun Türkiye’deki müttefiklerini kaybettiklerine dair feryatları, FETÖ’cü teröristlerin Almanya ve Fransa başta olmak üzere pek çok AB ülkesinde Türkiye’nin imajına yönelik manipülasyonlarda istihdam edilmesi göstermektedir ki FETÖ, tamamen uluslararası nitelikte bir terör örgütüdür. Bu terör örgütü Türkiye’den intikam almak, dış politikada ülkemizi yalnızlaştırmak ve Ortadoğu başta olmak üzere ulusal güvenliğimizi ilgilendiren hususlarda özgün ve ulusal çıkar odaklı politikalarımızı geleneksel müttefiklerimizin siyasetine çekme gibi hususlarda hala işlevsel görülmektedir. Bu işlevselliği ülke içerisinde de sürdürmek adına FETÖ ile mücadele sulandırılmaya çalışılmakta, insanımızın bu mücadeleye inancını azaltacak sabotajlar yapılmakta ve iktidar sahipleri FETÖ karşısında aciz bırakılmaya mahkûm edilmektedir.

Türkiye muhalifi uluslararası güçlerin iç destekçileriyle birlikte 15 Temmuz ruhunu boğma, bu süreçteki kazanımlarını geri çevirme ve tam da tasfiye aşamasında başarının sağlandığı fikrinin yaygınlaştığı esnada uyuyan hücreleri ve kriptoları harekete geçirme noktasında çok ciddi başarılar kaydetmeye başladığı gözlemlenmektedir. Bu bağlamda Mısır’da yaşanan Tahrir süreci unutulmamalı, yargı üzerinden insanların nasıl tahrik edildiği ve sürecin bir anda nasıl ters yüz edildiği gözden kaçırılmamalıdır. 16 Nisan 2017 referandumu akabinde Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçerek karar alma süreçleri bakımından yeni bir ivme kazanan ülkemizin siyaset yapıcılarının aylardır sekteye uğrayan ve yanlış bir mecrada ilerleyen FETÖ’yü tasfiye sürecini isabetli bir eksene oturtarak yeniden başlatması hayati önemi haizdir.

DOÇ. DR. CANER: DARBE GİRİŞİMİ ÜLKEMİZDE YENİ BİR DÖNEMİ BAŞLATTI

Prof. Dr. İnaç’ın ardından söz alan Doç. Dr. Cantürk Caner ise şunları söyledi:

Menfur 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ülkemiz yeni bir döneme girmiştir. Kuşkusuz yeni dönemin ekonomik, siyasi ve toplumsal pek çok sonuçları bulunmaktadır. Bu sonuçlardan birisi de yönetim sistemimizdeki yeni düzenlemelerdir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi olarak tanımlanan bu yeni yönetsel düzenlemeler, 16 Nisan 2017 tarihinde yapılan anayasa referandumuyla yürürlüğe girmiştir. Söz konusu referandumla birlikte ülkemiz Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçmiştir.

Her ne kadar adı bu şekilde olsa da yeni dönemdeki yönetim sistemi dünyada sıklıkla rastlanan Başkanlık Sistemi'nin Türkiye’ye özgü halidir. Yeni yönetim sistemi genel hatlarıyla Cumhurbaşkanı'nın doğrudan halk tarafından seçildiği, Cumhurbaşkanı tarafından TBMM’nin herhangi bir onayının aranmaksızın bizzat kendi iradesiyle oluşturduğu Bakanlar Kurulu tarafından yönettiği bir sistem olarak işletilmektedir. Yeni sistemde yasama ve yürütme erkleri birbirinden tamamen ayrı ve bağımsızdır. Bu durumdan anlaşılacak şey, yürütme erkinin artık yasama yani TBMM içinden çıkmadığıdır. Mutlak güçler ayrılığının söz konusu olduğu yeni sistemde bazı düzenlemelerle yasama ve yürütme arasındaki ilişkiler anayasal düzlemde dengelenmeye çalışılmıştır.

Yaklaşık 4 yılı aşan bir süredir ülkemiz Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemiyle yönetilmektedir. Dünyada her sistemin olduğu gibi bu sisteminde bir takım eksik veya aksayan yönleri mevcuttur. Haliyle sistem zaten yeni bir sistemdir ve bu da gayet doğaldır. Ancak söz konusu sistem devam ettikçe aksayan yönler görülecek ve giderilecektir. Esasen sistemin aksayan yönleri tamir edebilme imkanı da mevcuttur.

DR. ÖĞR. ÜYESİ ADIBELLİ: 15 TEMMUZ HİBRİT BİR SAVAŞ GİRİŞİMİDİR

Drç. Dr. Caner'in ardından söz alan Dr. Öğr. Üyesi Barış Adıbelli ise özetle şöyle konuştu:

15 Temmuz hain darbe girişimi Türkiye için bir milat olmuştur. Zira 15 Temmuz hain darbe girişimi açıkça Türkiye’nin uluslararası ve bölgesel politikalardan tamamıyla tasfiye edilmesini amaçlayan küresel güçlerin içerdeki piyonları aracılığıyla bir hibrit savaş girişimidir. Bu nedenle Türkiye, 15 Temmuz darbe girişimini başarısızlığa uğrattıktan sonra dünya politikasını ve jeopolitik rotasını yeniden kurgulamış, potansiyelini yeniden keşfetmiştir.

DR. ÖĞR. ÜYESİ ARIDEMİR: TÜRKİYE DÜNYANUN TEK AFRO-AVRASYA ÜLKESİDİR

Dr. Öğr. Üyesi Adıbelli’den sonra değerlendirmelerde bulunan Dr. Öğr. Üyesi Hakan Arıdemir, '15 Temmuz Sonrası Süreçte 21. Yüzyıl Türk Deniz Jeopolitiği' başlıklı konuşmasında şunları kaydetti:

Jeopolitik açıdan Karadeniz, Akdeniz, Kızıl Deniz, Basra Körfezi-Arap Denizi ve Hazar Denizi olarak sayabileceğimiz beş denizin yaylası olan Anadolu’da konumlanmış olan Türkiye, en doğudaki Avrupalı, en batıdaki Asyalı ve en kuzeydeki Afrikalı Devlet olarak, dünyanın tek "Afro-Avrasya" ülkesidir. Türkiye bir deniz ülkesidir ve denizlerden herhangi bir şekilde uzaklaşması parçalanıp yok olmasına neden olabilecek gelişmeleri tetikleyecektir. Tarihimiz bu durumun pek acı örnekleriyle doludur. Osmanlının son döneminde Çeşme, Navarin, Sinop Baskınlarının sonuçları çok ağır olmuştur. Osmanlı devletinin parçalaması, denizlerde kaybettiği üstünlük sonucu olmuştur.

Buradan hareketle Türkiye’nin 21. yüzyıldaki deniz jeopolitiğinin önemli noktalarını ele alacak olursak, Karadeniz, kıyıdaş olmayan ülkelerin savaş gemilerine kapalı kalmalıdır. Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin sağladığı denge rejiminin uygulanması garanti edilmelidir. Yunanistan'ın deniz sınırlarını 6 deniz milinden 12 deniz miline çıkarması engellenmelidir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti her daim korunmalı ve münhasır ekonomik bölgesinin tecavüze uğraması engellenmelidir. Kızıldeniz’de Sevakin Adasındaki Türkiye nin varlığı güçlendirilmelidir. Uzun vadede ise deniz teknolojisi geliştirilmeli, deniz kaynaklarından yararlanılma düzeyi artırılmalı, okyanuslarda faaliyet gösterilmelidir. Antarktika’ya bilim üssünün kurulması, Kuzey Kutbu'nda Arktik Konsey'in faaliyetlerinin dikkatle izlenmesi çok önemlidir. Bütün bunların gerçekleştirilebilmesi için ilk önce Deniz odaklı ve denizci bir devlet sistemi kurulmalıdır. Denizci bir halk oluşturulmalı ve 'Her Türk Deniz Doğar' düsturu gelecek nesillere benimsetilmelidir.

PROF. DR. KAVUNCU: SÜRECİ BAŞTAN SONA İYİ OKUMAK GEREKİYOR

Panelin son bölümünde değrlendirmelerde bulunan KSBÜ Rektörü Prof. Dr. Vural Kavuncu sözlerine 15 Temmuz hain darbe girişimi esnasında canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmetle anarak, gazilerimize de saygılarını sunarak başladı.

Rektör Kavuncu, konuşmacıları çok dikkatle dinlediğini dile getirerek, “Çok faydalandığımı söylemek istiyorum. İlk duygumu ifade edeyim: Sosyal ve siyaset bilimci hocalarımızla biz 15 Temmuz’u sadece yıl dönümlerinde değil, yani aramızda zaman zaman toplanarak müzakere etmemiz gerekiyor. Ben, kafamdaki birtakım konuları tartışmak ve birtakım yeni bilgilere ulaşmak adına da bu konuyu çok önemsediğimi belirtmek istiyorum. Hüsamettin Hoca, bu örgütün oluşmasından sonra kullanılır hale gelmesi değil, kuruluşundan itibaren aslında bir proje olduğuna dikkat çekti. Çünkü o süreci çok dikkatli incelemek gerekir. 1960’lı yıllardan bahsediyoruz. Yaklaşık 60 senelik bir süreçten bahsediyoruz. Bu sürecin okunması bundan sonra yaşanabilecek benzer durumlarla ilgili önlem almamızı çok kolaylaştıracaktır. İkinci dikkat çeken konu, bu darbe girişiminin aslında sadece Türkiye’nin önünü kesmek, Türkiye’deki ilerleyiş ve onunla ilgili çıkar çatışmalarının önüne geçmek anlamında değil, Türkiye vasıtası ile aslında egemen güçlerin hakim olmak istedikleri emperyalist ve sömürgeci uygulamalarını hakim kılmak istedikleri ve İslam coğrafyasına yapılmak istenen bir müdahale olduğu yine önemle vurgulanması gereken diğer bir konu oldu açıkçası. Yine Cantürk Hocamın, özellikle kamu düzeni açısından vurguladığı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş kodları var. Bu hareket bu kodlarla oynayarak sinsi ve ciddi bir şekilde hasar verdiği anlaşılıyor” şeklinde konuştu.

PROF. DR. UYSAL: MİLLETİMİZE İSLAM'I DOĞRU ÖĞRETMEK ZORUNDAYIZ

Etkinliğin sonunda moderatör Doç. Dr. Eray Acar, sözü yurt dışındaki temaslarını tamamlayan ve Türkiye'ye dönen Rektörümüz Prof. Dr. Kâzım Uysal'a bıraktı. Prof. Dr. Uysal, İstanbul'dan katıdığı yayında şunları söyledi:

Tanzanya'dan az önce Türkiye'ye döndüm. Orada bulunduğu sürede gördüm ki, Tanzanya'da malum terör örgütüyle mücadele devam ediyor. Bu örgüt, milletimizin başına sarılan en büyük beladır. Çünkü dini değerlerimizi istismar ederek ülkemize ve milletimize büyük zararlar verdiler. Bu tek başına bir örgütün yapabileceği bir şey değildi. Yaşadığımız coğrafyada yüzyıllardır emelleri olan emperyalist güçler bir oldular ve bize büyük bir tuzak kurdular. Türk milletine açık savaşın açılamayacağını Çanakkale'de, Sakarya'da Dumlupınar'da görenler milletimizi birbirine düşürmeyi denediler.

Geçmişte yapılan 28 Şubat gibi yanlışların doğrduğu, dini istismar eden örgütlere karşı aziz milletimize İslamiyet'i doğru kaynaklardan öğretmek zorundayız. Bunu başarırsak benzer musibetleri yeniden yaşamanın önüne geçebiliriz. Bu duygularla milletimize başsağlığı diliyorum. Tüm milletimize azim ve gayret diliyorum. İnşallah gelecek bizimdir. Bu paneli düzenleyen arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Gelecekte bugünkü gibi güzel etkinliklere imza atmayı diliyorum.

Rektörümüzün konuşmasının ardından Doç. Dr. Eray Acar, konuşmacılara ve etkinliği izleyen katılımcılara teşekkür ederek paneli sonlandırdı.

Haberi Paylaş

Basın Yayın Halkla İlişkiler - 14 Temmuz 2021, Çarşamba / 648 defa okundu.

Etiketler : DPU, Kütahya, kütahya valiliği, Kütahya Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Kütahya Dumlupınar Üniversitesi, 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü,

Bu Kategorideki Diğer Haberler