Bir Dava Adamı Olarak Mehmet Akif Ersoy

Üniversitemiz tarafından, konuşmacı olarak Tarih Bölümümüz Öğretim Üyelerinden Yrd. Doç. Dr. Ümmügülsüm Polat’ın katıldığı Bir Dava Adamı Mehmet Akif Ersoy Konferansı düzenlendi. Düzenlenen konferansa katılım yoğundu.

Gerçekleşen etkinlikte konuşan Yrd. Doç. Dr. Ümmügülsüm Polat şunları söyledi: “Mehmet Akif, Mülkiye Baytar Mektebi'ndeki eğitiminin ardından Ziraat Nezareti Umür-ı Baytariyye ve Islah-ı Hayvanat umum müfettiş muavinliğiyle memuriyet hayatına başladı. Görevi icabı seyahatler yaptı bu durum gözlem yapmasına vesile oldu ve bu durum ileride şiirlerine yansıyacaktı. 2. Meşrutiyet'in ilanından sonra devrin ilim ve fikir hayatında önemli yeri ve tesiri olan, hemen hemen bütün şiir ve yazılarının çıkacağı Sırat-ı Müstakim mecmuasının başyazarlığını da yaparak yayımlamaya başladı. (27 Ağustos 1908) Ayrıca İstanbul Darülfünunu Edebiyat Şubesi'nde Osmanlı edebiyatı müderrisliğine tayin edildi.

“Mehmet Akif, ülkenin içinde bulunduğu zor zamanlarda devletinin ve milletinin yanındadır. Balkan Savaşları’nda Müdafaa-i Milliyye Cemiyeti’nde, 1. Dünya Savaşı Dönemi'nde Teşkilat-ı  Mahsusa’da görev almaktadır.”

Mehmet Akif, Balkan Savaşı sırasında kurulan ve ileriki yıllarda Milli Mücadele'nin teşkilatlanmasında önemli rol alacak olan Müdafaa-i Milliyye Cemiyeti'ne bağlı Hey'et-i Tenviriyye'ye (Hey'et-i İrşadiyye) katıldı. 1913’de memuriyetten istifa eder. İstanbul Darülfünundaki görevinden de ayrılır. 1914 yılı başlarında Abbas Halim Paşa'nın maddi desteğiyle Mısır ve Medine'ye iki aylık bir seyahate çıktı. Harbiye Nezareti tarafından istihbarat çalışmaları yapmak üzere kurulmuş olan Teşkilat-ı  Mahsusa'nın verdiği görevle 1914 yılı sonlarında Berlin'e gitti.

Şerif Hüseyin isyanına karşı devlete bağlı kabilelerin desteğinin devamını sağlamak amacıyla Necid bölgesine (Riyad) gitti (Mayıs-Ekim 1915). Burada iken Cenab Şahabeddin ve Süleyman Nazif gibi edebiyatçıların bir şaheser olarak nitelediği "Necid Çöllerinden Medine’ye" manzumesini kaleme aldı. 1918 Temmuzunda Mekke Emiri Şerif Ali Haydar Paşa'nın daveti üzerine Lübnan'da (Aliye) bulundu.

“Mehmet Akif, Milli Mücadelede, milletine umut ve zafer inancı veren vatansever hatiptir.”

Milli Mücadele hareketine fiilen katılma kararıyla 1920 Şubatında Balıkesir'e giden Mehmet Akif burada Kuvay-i Milliyecilerle görüştü. Milli Mücadele'yi teşvik eden konuşma ve vaazlarını sürdürdü. Bunların en önemlisi meclis kararıyla gittiği Kastamonu'da Nasrullah Camii'ndeki ünlü vaazıdır. 1920 yılının son aylarında Erkan-ı Harbiyye Riyaseti'nin isteğiyle Maarif Vekâleti milli marş güftesi için bir yarışma açtı. Yarışmaya 700'den fazla şiir gelmesine rağmen nitelikli bir manzume bulunamayınca konulan maddi mükâfat sebebiyle yarışmaya katılmayan Mehmet Akif’in de bir marş yazması ısrarla istendi. Mükâfat şartının kaldırılması üzerine Akif şiirini tamamlayarak teslim etti. Meclisin 12 Mart 1921 tarihli oturumunda okunan şiir ittifakla İstiklal Marşı güftesi olarak kabul edildi. Ancak meclis kararı olduğu için kazanana verilmesi zaruri hale gelmiş bulunan nakdi mükâfat Akif tarafından alı­nıp Darü'l-mesaı adlı bir hayır cemiyetine bağışlanmıştır.

Ekim 1923'te Abbas Halim Paşa'nın daveti üzerine Mısır'a giden Akif’in bu daveti kabulünde, kazanılan Milli Mücadele'den sonra ümit ettiği İslam birliği ve bu birlikte Türkiye'nin önemli rol oynaması idealinin gerçekleşememesinin doğurduğu hayal kırıklığının büyük tesiri olmuştur. 1925 sonundan itibaren sürekli Mısır’da kaldı.

Mehmet Akif'in Mısır yıllarında Kur'an mealinden sonraki en önemli meşguliyeti, Kahire'deki el-Camiatü'I-Mısriyye'nin Edebiyat Fakültesi'nde Türk dili ve edebiyatı dersleri vermesi oldu ( 1929-1936). Mısır yılları sıkıntı içerisinde geçti. 27 Aralık 1936 İstanbul’da vefat etti. Cenazesi, Beyazıt Camii'nden üniversite gençliğinin ve halkın katıldığı büyük bir cemaatle Edirnekapı Mezarlığı'nda dostu Babanzade Ahmed Naim'in kabrinin yanında toprağa verildi.

Mehmet Akif’in eserleri

İçindeki en eski şiiri 1904 tarihli olan Safahat ile tanınan Mehmet Akif'in bu tarihten çok daha önce şiir yazdığı. Yayımlanmış ve yayımlanmamış pek çok manzumesinin bulunduğu bilinmektedir. Mehmet Akif’in sağlığında yedi ayrı kitap halinde bazıları birkaç defa basılan, ölümünden sonra tek cilt olarak yayımlanan ve tamamı aruzla yazılmış 11.240 mısralık 108 manzumeden ibaret külliyatının genel adı Safahat'tır.

Aktif bir siyaset ve ideoloji adamı olmayan Mehmet Akif İslami ananeye uygun danışmaya ve hürriyete dayalı meşruti bir rejim taraftarı olarak 2. Abdülhamid'in sıkıyönetiminin aleyhinde bulunmuştu. İttihat Terakki içerisinde yer almışsa da cemiyetin maceracı iç ve dış siyasetiyle İslam'a karşı çıkan aydınların tesiri altında hareket etmesi üzerine kısa süre sonra muhalefete geçmiştir. Hakkında hazırlanan akademik çalışmaların tespitiyle Doğu İslamlığı, Batı İslamlığı, Merkez İslamlığının adeta bir sentezi gibidir.

Ziya Gökalp’in medeniyet ve kültür ayrımına benzeyen ayrım, Akif’in fikriyatında medeniyetin yerini alan «marifet» ve kültürün yani medeniyeti denetleyen unsurun yerini alan «fazilet» şekline dönüşmektedir.

Çünkü milletin ikbâli için evladım,

Marifet bir de fazilet, iki kudret lâzım.

Akif’in şiir ve yayım faaliyetinin görüldüğü 1908-1922 arası Osmanlı Devleti'nin en buhranlı, siyasi istikrarsızlığın ve savaşların en yoğun olduğu bir dönemdir. Çocukluğundan beri aile muhitinde, mekteplerde, arkadaş çevresinde tam bir İslam kültürüyle beslenmiş, inancı, ahlaki ve yaşayışıyla İslam'dan taviz vermemiş olan Mehmet Akif, İslam'ın ruhuna aykırı olmamak şartıyla diğer fikir sahipleriyle iş birliği yapabilecek bir karakter göstermiştir.

Akif; vatan toprağına,  bayrağa,  milletinin faziletlerine, diline, sanatına son derece bağlı bir insandır. Dilde sadeliği savunmuştur ancak bu sadelik cennet yerine «uçmak», cehennem yerine «tamu» diyenler kadar ileri gitmeyecektir. Ayrıca Batı'da gelişmekte olan bilim ve tekniğin yanın­da pek çok ahlaki davranışın da hayranı olan Akif siyasi İslamcılar arasında kendine mahsus bir terkibin sahibi olarak görünmektedir:

Çek bu işten bütün ihvanını kendin de çekil,

Gezmeyin ortada oğlum sokulun bir sapaya,

Varsa imkânı, yarın avdet edin Avrupa’ya.

Doğu ve Batı musikisine ciddi derecede ilgi duyan, ney üfleyen, yüzme, taş atma (bir çeşit gülle atma), güreş ve uzun yürüyüş gibi sporlara meraklı, hoşsohbet çevresindekilerle şakalaşmayı seven, zeki ve nüktedan bir insan olan Mehmet Akif, kendisini yakından tanıyan dostları arasında verdiği sözleri her şartla tutmasıyla tanınan bir kişidir.”

Haberi Paylaş

Basın Yayın Halkla İlişkiler - 11 Mart 2016, Cuma / 1702 defa okundu.

Etiketler : DPU, Yrd. Doç. Dr. Ümmügülsüm Polat, Mehmet Akif Ersoy,

Bu Kategorideki Diğer Haberler